vital in Turks

Uitspraak
s. yaşamsal, hayati, yaşayan, canlı, hayat dolu, öldürücü

Voorbeeldzinnen

I've now realized for the first time in my life... the vital importance of being earnest.
Hayatımda ilk kez, ciddi olmanın hayati önemini, şimdi anlamış bulunuyorum.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
-The task is risky, though not impossible And the most vital thing to do is to free the elevators
But I'll come to that after we've fixed the crack
-Your opinion Theoretically viable, but no one has ever tried it
-İlk görev riskli, ama yapılması imkansız değil. Ve yapılması gereken en önemli şey, asansörlerin serbest bırakılması. Ama bu konuya daha sonra geleceğim.
-Fikriniz. Teorik olarak geçerli, ama bunu hiç kimse denemedi şimdiye dek.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
Ladies and gentlemen, now we'll start the bidding on this important collection representing a vital chapter in American musical history
Bayanlar baylar, şimdi Amerikan müzik tarihinde çok önemli yer tutan bu koleksiyonun açık arttırmasını başlatıyoruz.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
The other day, while conversing.. politely with a top official from a nearby country l instinctively evade a seemingly harmless question sensing that my reply was of vital interest to his government.
Geçen gün, civar ülkelerinden birinin bir üst düzey görevlisiyle kibarca sohbet ederken, içgüdüsel olarak cevabımın onun hükümeti için hayati önem taşıdığını düşünerek, zararsız görünen bir soruyu yanıtlamaktan kaçındım.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
- I need a very strong man.
- I'm strong.
- I need a leader.
- I have all the qualities of leadership.
- I'm interested in so many vital political things.
- Me, too. That binds us together.
- Çok güçlü bir adama ijtiyacım var.
- Ben güçlüyüm.
- Bir lidere ihtiyacım var.
- Liderliğin tüm niteliklerine sahibim.
- Bir çok hayati politik şeyle ilgileniyorum.
- Ben de. Bu bizi birbirimize bağlar.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
The new investment incentives scheme is specifically designed to encourage investments with the potential to reduce dependency on the importation of intermediate goods vital to the country’s strategic sectors.
Yeni yatırım teşvik sistemi, ülkenin stratejik sektörleri için önem arz eden ara mallara olan ithalat bağımlılığını azaltma potansiyeli taşıyan yatırımları teşvik etmek amacıyla özel olarak tasarlanmıştır.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
To this end, activities aimed at improving the R&D, design and branding capabilities will play a vital role in reaching the higher end of the value chain.
Ar-Ge, tasarım ve marka oluşturma becerilerini iyileştirmeye dönük faaliyetler, değer zincirinde en üst seviyelere ulaşmak için hayati bir rol oynayacaktır.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
Exercise is vital for a dog.
Egzersiz, bir köpek için çok önemlidir.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
Good nutrition is vital for an infant's growth.
İyi beslenme bir bebeğin büyümesi için hayati önem taşımaktadır.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!
In Hong Kong there are two types of liquid food which are considered absolutely vital: Cantonese soup and congee. It is curious to note that however "thick and ingredient-filled" the soup is, it's always drunk and however "thin" the congee is, it's always eaten.
Hong Kong'ta kesinlikle hayati kabul edilen iki tür sıvı gıda vardır: Kanton çorba ve Congee. Söylemesi tuhaftır ki her nasılsa "kalın ve malzeme dolu" çorba her zaman içilir ve her nasılsa congee "ince"dir ve her zaman yenir.
Uitspraak Uitspraak Uitspraak Report Error!

Synoniemen

1. vigourous: lively, energetic, active, animated
2. necessary: essential, important, critical, indispensable, requisite



dictionary extension
© dictionarist.com